Eleştirel Haber Menü

Güncel Konular

Eleştirel Haber Yazarları

Untitled Document
SAVAŞ BALKAN
Çocuğuma...
UMUT GEDİKLİ
Zaman Sadece...

ENES ZAİM
Her Anne Baba...
ALİ YASAN
Dil Öğrenimi...
FERDİ DURSUN
Avatar Filmi...

ELİF ZAİM
En Büyük Acısı...

İBRAHİM AKIN
Allah'ın kadrini...

TUĞBA ALTUN
Görünmeyen...

KANİ İRFAN ÖZCAN
Sen Şarküterici...

TOLGA KAYASU
Tesadüf mü?

EMİN ÇETİN
Adres Beyanı...

İstatistikler

Untitled Document
  Sitemizin bu bölümündeki konuların telif hakkı yazarlarımıza aittir. İzinsiz kullanımı yasaktır. Bu haberlerin paylaşımı ancak konunun ilk paragrafından sonra konunun linki verilerek yapılabilir. Aksi halde yasal işlem uygulanacaktır.
prefabrik | peruk| emlak | otel | oteller
Sayfa: [1]   Aşağı git
Gönderen Konu: FARKLININ FARKINI FARKLILAR FARK EDER...  (Okunma Sayısı 1437 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TUĞBA ALTUN
Yeni eleştirmen
*

Haber puanı 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5


« : Şubat 23, 2010, 03:16:17 ÖS »

FARKLININ FARKINI FARKLILAR FARK EDER...




İnsanoğlu, güçlerini bir hak sebebi olarak görüp, yaptıklarını anlayış çerçevesi ışığında, karşısındakine benimsetmeye çalışmaktadır.

Kimine göre güç, yalnızca çevre ve paradan ibarettir. Bu tarz düşünen insanların yanında zengin ve güçlü kişilikler varsa, kendilerini ulaşılmaz kabul ederler. Bu şekil düşüncelerle ülkede istediklerini yapıp kendi hüküm ve saltanatlarını daha rahat bir şekilde sürdürebiliyorlar.

Örnekleyecek olursak, birçok imam ve din adamı kendi çıkarlarını gözetleyip koruyabilmek için, dini değerlerini kaybedip, benliğini yitirmeye başladı.

Okullarını, cemaatlerini garip verici durumlar çerçevesinde serbest bırakabilmek için, siyasetin içerisine girerek bir kısım yetkilinin yanında yer aldılar.

Peki, sizce kendi savunduğu hakları yerine getirebilmek için, hataların bulunduğu yolda ilerlemek bir hak mıydı?

Çoğu cemaatler birbirlerine karşı büyük bir kin duyuyor. Kendi cemaati dışındaki kesime farklı gözlerle bakılıp, hakaretler ediliyor, değerleri konusunda yanlışlık damgası vurularak kendilerini dışa karşı soyutluyordu..

Sebep neydi de, cemaatler birbirlerine karşı bu denli kin duyarak, kendi cemaatleri dışındakilere farklı gözlerle bakabiliyordu?

Tıpkı cemaatler gibi insanlar arasında da farklı gruplaşmalar oluşmaktadır. Düşünceler hemen hemen tek çatı altında toplanılmaya kadar gidilmektedir. Oysaki her insanın kendine faydalı gördüğü ve ilerleyebileceği bir yolu vardır.

Düşünün ki, elinizde bir öğünlük yemek var. Karşınızda ise iki çocuk. Biri haddinden fazla kilolu ve tok, diğeri ise haddinden fazla zayıf ve aç. Bu yemeği tek bir çocuğa vermeniz gerekiyor. Bu durumda hangisini tercih edersiniz?

Diyeceksiniz ki, elbette aç olanını. Sebep olarak ta şöyle bir açıklama yapacaksınız "Eğer ben tok olanına verirsem, yemek çocuğun midesinde kaybolarak değerini yitirir. Şişman ve tok olduğu içinde hazımda zorluk çekebilir. Fakat zayıf olan çocuğa verirsem, onun gözünde bir öğünlük yemek, büyük bir değer kazanır. Midesinde kaybolmadığı gibi de, doyumluluğun verdiği güçle kendisini toparlayabilir"

Adamın bu davranışından dolayı kendisine"ikisi de çocuktu, neden diğerine vermedin" diye bir soru yöneltebilir misiniz? Unutmayın! her insanda (Allah'ın deli ve özürlü olarak yarattığı kullar dışında) beyin , kalp , göz, kulak, burun, v.b gibi özellikler vardır. Bu özelliklerin aynı olması. demek insanların, olaylara bakış açılarını benzer kılmıyordur. Hemen hemen her insanın olaylara bakış açısı çok farklıdır.Birisi için faydalı olan diğeri için zararlı olabilir. Bunun için de bu farklılık karşısında kimse kimseyi dışlayamaz ve hor göremez.

Mesela, bir şeker hastasına şekerli yiyecek ve içecek tavsiye edebilir misiniz, yada tansiyonu olan bir kişiye tuzu? Sağlıklı bir bünye hafif şekerli yese, şeker o insanın bünyesinde kaybolup gider, zararı dokunmaz. Ama şeker hastası bir insan aynı davranışı sergilese hastalığı ağırlaşır, ayakta kalma direncini yitirebilir.

Sizlere vermiş olduğum örnekler ışığında Mevlana Hazretlerinden bir hikaye sunmak istiyorum.

Adamın biri kötü yoldan para kazanıp, bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:

- Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar. Hacı Bektaş Veli Hazretleri' de söyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

Bana gore Hacı Bektaşı Veli Hazretlerinin kurbanı kabul etmemesinin nedeni ilahidir… Kurbanı kabul etmeyerek, hem o adama ders vermiş, hem de yıllar sonra insanların konuşup akıl alacakları bir konu ortaya çıkmıştır. O adamın Hz. Mevlana' ya gideceğini ve Hz. Mevlananın' da kurbanı kabul edeceğini biliyordu. Mevlana Hazretleri' de Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin kurbanı kabul etmeyeceğini biliyordu. İki büyük zat eren olduğu için bir nevi o kişiye ders vermiş oldular.

Verilen ders şuydu;

Farklı kesimdeki insan topluluklarının, birbirlerine karşı bakış tarzı, boyutu ve kardeşler arası sağlıklı geçinebilmenin gerekliliği. Her insanın inançlarının kabuliyetinin farklılığını ve en önemlisi insanlar arası saygınlık ve hoşgörünün boyutunun vermiş olduğu manevi hazını göstermek istemişlerdi.

Benim düşüncem doğru, karşımdaki insanın tamamen uydurmaca gibi terimler kullanılmamalı, farklı düşünceler arasında karşılaştırmalar yapılmamalıdır. Çünkü her insanın olaylara farklı bir bakış ve yaklaşım tarzı vardır.

Dünya'da hiçbir şey net ve belirgin değildir. Gerçekler bazen, şekil değiştirerek karşımıza çıkabilir. Önemli olan bu değişiklikler içerisinde gözlemi iyi kullanabilmektir.. Bu da bakış açısını tepkiye geçirmekle elde edilebilir.

Düşünün ki, kış mevsimi ortasında karşınızda kuru bir ağaç var, o ağaçta ise tek bir tane yeşil yaprak. Fakat küçüklüğü nedeniyle ağacın dalları arasında kaybolmuş. .Siz ağaca bakıp, boş olan dallar, dalları çevreleyen kendisine baktıkça insanın içerisini ürpertip üşümesini sağlayan kar görebilirsiniz.

Oysaki aynı ağaca bakış açısı kuvvetli bir kişi baktığında, göreceği şu olacaktır;

Kış mevsimi, Karlar dallara sıkıca sarılıp, rüzgara karşı korumaya çalışıyor, Dalların arasında ise kış mevsiminin soğukluluğuna ve rüzgarın sertliğine karşı direnç göstererek hayatta kalmaya çalışan bir küçük yeşil yaprak. O yaprak ki sert esen rüzgarı utandırıp melteme çeviriyor. Ağaç ise baharda çiçek açmak için karlarla gövdesini besliyor.

Bakış açısı kuvvetli olan insan, ağaca bakarak bu küçük yaprağın boyundan milyonlarca büyük olan direncini ve kuvvetini, ağacın ise ana yüreğini görür.

Özetleyecek olursak Hz. Mevlana'nın dünyası farklı genişlikte, Hacı Beştaşı Veli hazretlerinin ise çok farklı. Her kesim kendi farklılığı içerisine inandığı değerleri yerleştirir. Aradaki benzerlik ise, saygınlık ve hoşgörüdür. Önemli olan bu benzerliği iyi değerlendirip hayata geçirebilmektir.



Saygılarımla..


Facebook'a Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle
« Son Düzenleme: Nisan 03, 2010, 12:03:01 ÖS Gönderen: lal »
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Sponsor Bağlantı

TinyPortal v1.0 beta 3 © Bloc