> REKLAMI KAPAT <
Dinamik Css Menü

Güncel Konular

Sayfa: [1] 2  Hepsi   Aşağı git
Gönderen Konu: mehdi kim? yada mehdi benim diyen adam  (Okunma Sayısı 1160 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
joker
aday eleştirel haberci
*

Haber puanı 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 64


şşşt!


« : Aralık 16, 2009, 12:57:39 ÖÖ »

mehdi kim? yada mehdi benim diyen adam



Adnan hoca Fettullah yada Tayyip Erdoğan ın bile mehdi olduğuna dair söylentiler duydunuz değil mi?

peki şimdiye kadar mehdi benim işte delillerim diyen birini duydunuz mu?




mehdi kim? yada mehdi benim diyen adam



Müslüman Ahmediye cemaati



Alıntı
1- “Eğer hocalardan birisi Arapça retoriği (fesahat ve belagat) bakımından kitabıma nazire yazmak isterse o, küçük düşecektir.”

2- “Bana muhalif olanlar Kuran-ı Kerim’in herhangi bir suresinin karşılıklı tefsirini yazsınlar. Eğer İlahî gerçekleri ve marifet noktalarını açıklamak konusunda ben acık bir şekilde üstün çıkmazsam o zaman yine ben yalancıyım.”

3- “Bana muhalif olan hocalardan birisi bir yıl kadar benimle birlikte kalsın. Bu asırda eğer insan gücünün üstünde bir keramet benden zuhur etmezse ben yine yalancıyım.”

4- “Meşhur muhaliflerimden bazıları bir yıl içinde olağanüstü bir keramet gördükleri takdirde tövbe edeceklerinde dair bir bildiri yayınlasınlar. Eğer bu müddet esnasında insan gücünün yetmeyeceği bir keramet göstermezsem yalancı olduğumu kabul ederim.”

5- “Meşhur muhaliflerim benimle mübahele (lanetleşme) yapsınlar. Eğer bu mübaheleden sonra onlardan bir tanesi bile benim bedduamdan kurtulursa ben yalancı olduğumu kabul ederim.”6- “Benimle ve benim cemaatimle yedi yıl için barış yapsınlar. Bize kafir deyip bizi yalanlamak ve sövmekten vazgeçsinler. Eğer bu yedi yıl esnasında Allah’ın yardımıyla benim vasıtamla İslâm lehinde açık kerametler belirlenmezse; yalancı ve batıl dinlere benim vasıtamla bir ölüm gelmezse; İslâmiyet’in üstün olduğunu kanıtlayan ve inanların bu dine girmelerini sağlayan bir mucize belirlenmezse; Hıristiyanlığın yalancı ilahları da fena olmazsa ve dünya yeni bir renge girmezse, Allah adına yenim ederim ki ben bu durumda kendimi bir yalancı addederim.
[/size]

Mirza Gulam Ahmet Hazretleri..

Encam-i Atham; Ruhani Hazain; c.11; s.304-319


ve sitesinde Mehdiliğine ilişkin delilleri, kerametleri, karşı çıkanların iddialarını nasıl çürüttüğü ile ilgili yazılar bulabilirsiniz.

bu haberi buraya girmekte iyi mi ettim kötü mü onuda bilmiyorum.


Mehdi nin cemaatinin sitesi için tıklayın

mehdi kim? yada mehdi benim diyen adam




Facebook'a Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle
Moderatöre Bildir   Logged

nastenka
video uploader
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 85
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 4.647



« Yanıtla #1 : Aralık 16, 2009, 12:59:58 ÖÖ »

ee demek ki vakit geliyor.

sitede diyor ki mehdi ve mesih yani ikisi aynı kişi ama hadisler öyle demiyor.
« Son Düzenleme: Aralık 16, 2009, 01:01:57 ÖÖ Gönderen: nastenka » Moderatöre Bildir   Logged

BU BÖLÜMDEN HABERDAR OLMAK İSTİYORSANIZ.HABERE YORUM YAZIN EN SON GELİŞMELER MAİLİNİZE GELSİN

aXi
EFSANE
Administrator
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 137
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 1.612



« Yanıtla #2 : Aralık 16, 2009, 01:05:16 ÖÖ »

Alıntı
1876 Babasının ahirete irtihalinden sonra “eleysallahu bi kâfin abduhu" -Allah kuluna yetmez mi? – şeklinde vahiy aldı


1885 Allah (c.c.) tarafından asrın “Müceddidi” tayin edildi.


“Dehh-i Hicret” – Hicret acısı – vahyini aldı



1890 Allah (c.c.)’dan İsa (a.s.)’nın tabii bir ölümle vefat ettiği vahyini aldı


 *hımm
Moderatöre Bildir   Logged

nastenka
video uploader
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 85
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 4.647



« Yanıtla #3 : Aralık 16, 2009, 01:10:54 ÖÖ »

çok komikler yaaa:) İsa a.s tabi bir ölüle öldüğünü almıs:)
kendide isa oluyor heralde:)
Moderatöre Bildir   Logged

BU BÖLÜMDEN HABERDAR OLMAK İSTİYORSANIZ.HABERE YORUM YAZIN EN SON GELİŞMELER MAİLİNİZE GELSİN

kanki
aday eleştirel haberci
*

Haber puanı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #4 : Aralık 16, 2009, 07:50:03 ÖÖ »

ee demek ki vakit geliyor.

sitede diyor ki mehdi ve mesih yani ikisi aynı kişi ama hadisler öyle demiyor.


Hz. İsa ve Hz. Mehdi aynı kişinin iki ayrı adıdır
Müslümanların çoğu hadislerde tekrar geleceği bildirilen Hz. İsa (a.s.) ile Mehdi Resul Hazretlerinin (a.s.) iki ayrı kişi olduğuna inanıp her ikisini ayrı ayrı beklemektedirler. Oysa Ahmedi Müslümanlar, Hz. Resulüllah’ın (s.a.v.) buyurduğu gibi geleceği önceden haber verilen Mehdî ile İsa'nın (a.s.) aslında tek kişi olduğuna inanırlar. Peygamber Efendimiz Hazretleri bu konuda şöyle buyurmuştur:
 
“Mehdî,  İsa’dan başkası değildir.” (İbn-i Mâceh,  Bab-ü Şiddet-iz Zaman, İlmiye Matbaası, Mısır, H. 1313, S. 257)
Şimdi eğer Mehdi aslında İsa (a.s.) ise ve bir taraftan tekrar geleceği bildirilmiş başka yönden de vefat etmiş olduğu belirtilmişse, o zaman "Geleceği hakkında haber verilmiş İsa ve Mehdî (a.s.), Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetinden doğacak-tır" diye inanmak en mantıklı yoldur. Bu da Ahmedi Müslü-manlarla diğer Müslümanlar arasındaki inanç ayrılıklarından birisidir.
Genelde Müslümanlar Ayet-i Kerimesinden de  anlaşıldığına göre İsrailoğullarının resulü olan Hz. İsa'nın geleceğini beklemektedirler. Oysa Ahmedi Müslümanlar gelecek olanın Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetinden doğacağına inanmaktadırlar. Vefat etmiş bir insan tekrar dirilip dünyaya gelebilir mi? Tabii ki gelemez. Yüce Rabbimiz: “kıyamet gününe kadar ölülerin arkalarında bir engel bulunmaktadır”  demiştir. O hâlde gelecek olan İsa (a.s.), İsrailoğullarının resulü olan Meryem oğlu İsa (a.s.) değildir. Gelecek olan İsa (a.s.) Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetinden doğacak olan bir insandır ve kendisine İsa (a.s.) adı, bir lakap olarak verilmiştir. Bugün genelde Müslümanlar bir taraftan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah'ın son peygamberi olduğuna ina-nırlar, fakat diğer taraftan bir peygamber olan Hz. İsa'nın (a.s.) gelmesini de beklerler. Bu Hz. Muhammed'in haysiyetini alçal-tacağı gibi aynı zamanda bir tezat değil midir? Ahmedi Müs-lümanlar ise, Hz. Muhammed'i yücelten bir inanç taşımaktadır-lar. Bu inanca göre Mehdî ve Mesih olarak dünyaya gelmiş olan Ahmed Hazretleri, yabancılardan değil, Hz. Muhammed'in kendi ümmetindendir ve hangi mertebeye ermiş ise Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bereketiyle ve yüce teveccühüyle o mer-tebeye ermiştir. Bakın bu konuda kendisi ne demiştir:
“Eğer ben Hz. Resulüllah’ın (s.a.v.) ümmetinden olmasaydım ve kendisine itaat etmeseydim, bu durumda, eğer amellerim ve yaptığım hayırlı işler dünyanın bütün dağlarına eşit bile olsaydı yine de ben asla Allah ile mükâleme ve karşılıklı konuşma şerefine nâil olamazdım.”
İsrâiloğullarına peygamber olarak gönderilmiş olan Hz. İsa'yı (a.s.) bekleyeceğimize, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetinden olan Ahmed Hazretlerini (a.s.) niye kabul etmeyelim?  Ahmed Hazretleri (a.s.), içtenlikle ve tamamen Hz. Resulüllah’a (s.a.v.) bağlı ve ümmetinden biridir. Allah’a (c.c.) ve Hz. Mu-hammed’e (s.a.v.) can-ü gönülden âşık olan Ahmed (a.s.) bakın bu konuda ne diyor:
“Allah'tan sonra ben Muhammed'in (s.a.v.) sevgisi ile mest olmuşum. Eğer Hz. Muhammed'e (s.a.v.) âşık olmak kâfirlik ise, Allah adına yemin ederim ki ben çok katı bir kâfirim.”   
Arapça bir kasidesinde de Hz. Muhammed'i şöyle methediyor:
“Hz. Muhammed, kemâliyle, güzelliği ile
Yüceliğiyle ve doygun kalbiyle bütün insanlardan üstündür.
Hiç şüphesiz, Hz. Muhammed (s.a.v.) insanların en iyisidir.
O, şereflilerin ilki ve seçilmiş olanların en seçilmişidir.
Benim vücudum büyük bir şevk ve arzu ile
Sana doğru uçmak istemektedir; keşke bende uçma kuvveti olsaydı.”
Bu şiir Ahmed Hazretlerinin Kaside-i İlhamiyesinden alınmış-tır. Arapça olan bu kaside Hz. Muhammed’in (s.a.v.) methini kapsamaktadır. Ahmet Hazretleri (a.s.) kasidesini, kendisi için yabancı bir dil olan Arapça olarak yazmıştır. Bu kasideyi yaz-dıktan sonra Ahmed Hazretleri (a.s.) bütün dünya ilim adamla-rını bilhassa Arap âlemini, Allah’tan (c.c.) vahiy alarak, O’nun yardımıyla söylediği bu kasidenin bir benzerini yazmaya ça-ğırdı. Bu meydan okuyuşuna bugüne kadar hiçbir yerden cevap gelmemiştir.
Ahmed Hazretleri (a.s.) sık sık, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yüksek mertebesini izah etmiş, rûhânî yönden her ne bulduysa, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) tâbi olarak bulduğunu açıklamıştır. Bu da Ahmediye Hareketinin yeni bir din olmadığını göster-mektedir. Bakın Ahmed Hazretleri (a.s.) bu konuda ne diyor:
"Bütün insanoğulları için şimdi Muhammed Mustafa’dan (s.a.v.) başka hiç bir peygamber ve şefaat edici yoktur... Gök altında ne mertebe olarak ona eşit başka bir peygamber vardır, ne de Kur’an mertebesinde başka bir kitap bulunmaktadır. Al-lah başka hiç birisinin daima yaşamasını istememiştir; fakat bu seçkin peygamber daima yaşamaktadır."
Bir Urdu şiirinde de şöyle der:
“O nura kurban olayım. Ben yalnız onun için varım.
O vardır, ben neyim ki? Son kararımız da işte budur.
Biz her ne bulduysak hep ondan bulduk. Allah'ım sen buna şahitsin.
Bize hakkı ve gerçek doğruluğu gösteren ay yüzlü işte odur.”
Başka bir yerde, Ahmed Hazretleri (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında şöyle demektedir:
“Bizim peygamberimiz, Allah'ın nurundan yaratılmış olan peygamberdir."
Yine başka bir yerde Hz. Muhammed’i (s.a.v.) şöyle metheder:
“Gerçek olan şudur ki, bütün peygamberlerin en yücesi dünya-nın en büyük terbiyecisi olan Hz. Muhammed’dir (s.a.v.). Yani eliyle dünyanın en büyük fesadı düzeltilmiş olan kişi ki kay-bolmuş ve ortadan kalkmış tevhidi (Allah'ın tek oluşunu) yer-yüzüne tekrar yerleştirdi ve bütün bâtıl ve yanlış dinleri delil ve ispat gücüyle yenerek, yolunu şaşırmış her insanın şüphelerini ortadan kaldırdı.” [/pre]
Moderatöre Bildir   Logged

kanki
aday eleştirel haberci
*

Haber puanı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #5 : Aralık 16, 2009, 07:53:36 ÖÖ »

çok komikler yaaa:) İsa a.s tabi bir ölüle öldüğünü almıs:)
kendide isa oluyor heralde:)



(a.s.) Çarmıhta Değil Tabi Bir Ölümle Öldü      
Hz. İsa’nın (A.S.) tabii bir ölümle öldüğüne inanmak, bazılarına göre, Hz. İsa’ya (.A.S.) hakaret, Kuran-ı Kerim’e tecavüz ve Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) öğrettiklerinden yüz çevirmektir. Gerçekten biz İsa’nın (A.S.) tabii bir ölümle öldüğüne inanırız. Ancak, İsa’nın (A.S.) ölmüş olduğuna inanmanın, ona hakaret veya Kuran-ı Kerim’e tecavüz ve yahut da Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) öğrettiklerinden yüz çevirmek olduğunu söylemek doğru değildir. Zira insan bu mevzu üzerinde düşündükçe şuna kanaat getirir ki; bize itham için ileri sürülen neticeler İsa’nın (A.S.) ölümü hakkındaki inancımızdan değil, daha ziyade İsa’nın ölmediği ve gökte hayatta bulunduğu inancından çıkmaktadır.

Bizler Müslüman’ız ve Müslüman olduğumuzdan dolayı, ilk düşüncemiz Allah’ın (C.C.) büyüklüğünü ve O’nun Peygamberi Muhammed’in (S.A.V.) şerefini müdafaa etmektir. Her ne kadar Allah’ın bütün peygamberlerine inanırsak da, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V.) olan sevgi ve saygımız diğerlerine olan sevgi ve saygımızdan daha fazladır. Çünkü o kendisini bizim için feda etti; bizim yükümüzü taşıdı: bizi manevi ölümden kurtarmak için ölümü kendi üzerine çekti; bizim için bu kadar eziyete katlandı. Bizim için bütün rahat ve huzurunu terk etti. Biz yükselelim diye kendisi alçaldı. Sürekli iyiliğimizi planladı ve ebedi saadetimiz için dua etti. Günahtan arınmış olan kendisi, bizi günahlarımızdan ve cehennem ateşinden kurtarmak için, seccadesi gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar Allah’a yalvardı. Allah’ın rahmetini üzerimize çekti. Yine bizim için Allah’ın rızasını kazanmaya çalıştı. İlâhî rahmet ve mağfiret abasıyla örtülmemizi sağladı. Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilmemiz için yollar, Allah’a kavuşup O’nunla birleşebilmemiz için imkânlar aradı ve buldu. Allah’a giden yolda yolculuğumuzu kolaylaştırmak için onun yaptıklarını daha önce hiçbir peygamber kendi ümmetine yapmamıştı.


--------------------------------------------------------------------------------

Aleyhimizdeki küfür fetvaları sadece hoşumuza gider. Bizi yaratan, bizi destekleyen, bizi koruyan, günlük rızkımızı veren ve manevi refahımızın dayandığı bilgi ve hidayeti bağışlayan Allah ile İsa’yı eşit saymaktansa, o fetvaları tercih ederiz. Yiyecek ve içeceğe muhtaç olmadan ebediyen yaşayan Allah gibi, İsa’nın da yiyeceğe içeceğe muhtaç olmadan gökte yaşadığına inanmaya mecbur kalmaktansa, küfür fetvaları bize daha hoş gelir.

Biz İsa’ya (A.S.) saygı gösteririz. Çünkü O Allah’ın peygamberidir. Allah onu sevdi ve o da Allah’ı sevdi. Ona karşı duyduğumuz saygı Allah’a karşı duyduğumuz saygıdan doğmaktadır. İsa’nın (A.S.) hatırı için, İsa’yı Allah’tan üstün tutup Allah’ın (C.C.) izzet ve şanına gölge mi düşürelim? Ulemanın hatırını hoş edeceğiz diye, günlük meşgaleleri İslâmiyet’e ve Kuran-ı Kerim’e kusur bulmaya çalışmaktan ibaret olan Hıristiyan misyonerlerinin ekmeğine yağ mı sürelim? Misyonerlere İsa’nın Allah olduğunu düşünmek imkânı mı verelim? Zira İsa (A.S.) Allah değil insan idiyse, gökte nasıl hayatta kalabilir? O bir insan idiyse, öteki insanlar gibi niçin ölmedi? Biz, kendi ağzımızla, Allah’ın birliğine aykırı düşecek bir şeyi nasıl söyleyebiliriz? Gerçek imanın menfaatlerini nasıl zarara uğratabiliriz. Ulema istediğini yapmakta serbesttir. Halkı bizim aleyhimize tahrik edebilirler, bizi öldürebilirler veya recmedebilirler. Ama biz İsa (A.S.) için Allah’ı feda edemeyiz.

Hıristiyanlar İsa’ya “Allah’ın oğlu” derler ve onun uğrunda Allah’ın birliğine ve bağımsızlığına eksiklik isnat ederler. Lâkin biz İsa’nın (A.S.) Allah’a (C.C.) eşit olarak gökte yaşadığını söylemeye mecbur kalmaktansa ölmeyi tercih ederiz. Cehalet içinde kalsaydık, iş başka türlü olurdu. Fakat Allah’ın birliğinin, azametinin, kudretinin, büyüklüğünün ve iyiliğinin kapsadığı manayı bize anlatan İlâhî bir haberci gözlerimizi açtıktan sonra başka türlü hareket edemeyiz. Netice ne olursa olsun biz insanoğlunun hatırı için Allah’ı terk edemeyiz. Böyle bir şey yaparsak, halimizin neye varacağını kestiremeyiz. Şan ve şeref Allah’a aittir ve Allah’tan gelir. İsa’nın (A.S.) berhayat olduğuna inanmanın Allah’a hakaret manasına geldiğini iyice bildikten sonra öyle bir inanca, doğruymuş gözü ile bakamayız. İsa’nın ölümüne inanmanın neden İsa’ya karşı hakaret etmek olacağını anlamıyoruz. İsa’dan (A.S.) daha büyük peygamberler öldüler ve onların ölümü kendilerini küçük düşürmedi. Aynı şekilde, İsa’nın ölümü de İsa’yı küçük düşüremez. Fakat imkânsızı mümkün farz edip Allah ile İsa’dan birini seçmek mecburiyetinde kalırsak, hiç şüphesiz Allah’ı seçeriz. Biz eminiz ki, zihnen ve kalben ve ruhen Allah’ı sevmiş olan İsa (A.S.), kendisine şeref, fakat Allah’a ve O’nun birliğine şerefsizlik getirecek bir duruma katiyen razı olmazdı. Aynı şeyi Kuran-ı Kerim de bize söylemektedir

“Muhakkak ki Mesih de, gözde  melekler de, Allah’ın kulu olmayı küçük görmezler.”[1]

Kuran-I Kerim Ve Hadis Hz. İsa’nın (A.S.) Öldüğünü Öğretir

Bizim bağlı olduğumuz Allah’ın Kelamı şöyle söylemektedir:

“Onların arasında bulunduğum müddetçe hallerine ben şahittim. Fakat beni öldürdüğünden beri onları gözleyen Sensin ve Sen Her şeye şahitsin.” [2]

Allah (C.C.), İsa’nın ölümünden sonra Hıristiyanların bozulup fesada düştüklerini İsa (A.S.) adına beyan ediyor. İsa hayatta olduğu müddetçe Hıristiyanlar ve onların inançları fesattan arınmış ve salim olarak kalmıştı. Kuran’da bunu okuduktan sonra, İsa’nın ölmediğini ve gökte ber hayat bulunduğunu nasıl düşünebiliriz?

Kuran-ı Kerim’de, şunu da okuyoruz:

"Ey İsa! Seni öldüreceğim ve seni nezdime yükselteceğim ve inkâr edenlerin ithamlarından seni temize çıkaracağım ve sana uyanları kıyamet gününe kadar seni inkâr edenlere üstün kılacağım.” [3]

İsa (A.S.), ölümünden sonra, Allah’ın nezdine yükseltildi. “Seni nezdime yükselteceğim” kelimeleri “Seni öldüreceğim” kelimelerinden sonra gelmiştir. Lisanın normal kaidelerine riayet etmeliyiz. Evvela zikredilen, herhalde evvela vuku bulmuştur. Fakat ulema bu kaideleri belki de Allah’tan daha iyi biliyor. Her ne kadar “Allah’ın nezdine yükseltilmek” ayette daha sonra geliyorsa da, ulema efendiler belki de bunun daha önce gelmesi gerektiğini düşünüyor. Fakat Allah bizim kavrayamayacağımız derecede hâkimdir. Fikirlerin nasıl ifade edilebileceğini en iyi bilen O’dur. O’nun kelamında hata bulunamaz, söylediklerinin sırası değiştirilemez. O bizim Yaratıcımızdır ve biz O’nun kullarıyız. O’nun kelamında hata bulmaya cüret edemeyiz. Biz bilmeyiz, O ise her şeyi bilir. Öyle ise, O’nun Kelamında nasıl kusur gösterebiliriz? Lâkin bu din bilginleri, Allah’ın Kelamında, kusur bulunabileceğini, fakat kendilerinin o Kelamı anlayış tarzında kusur olamayacağını düşünür gibi görünüyorlar. Biz böyle düşünmeyiz. Zira böyle bir düşüncede ahiretteki hüsrandan başka bir şey göremeyiz. Bilgimiz olduğu müddetçe dudaklarımıza uzatılan zehir kâsesinden yüz çevirmeliyiz.

Allah’tan (C.C.) sonra yalnız Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i (S.A.V.) severiz. O, bütün peygamberlerin, bütün velinimetlerin en büyüğüdür. Başka hiçbir peygamber, başka hiçbir insan. Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) bize yaptığı iyiliklerin en küçüğünü bile yapmamıştır. Ona gösterdiğimiz hürmeti kimseye gösteremeyiz. İsa (A.S.) gökte berhayat olduğu halde, Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) toprak altında gömülü olduğunu düşünmek, bizim için imkânsızdır. Biz böyle bir düşünceye sahip olamayız. Manevi mertebe bakımından, Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) İsa’dan çok daha yüksek olduğuna inanıyoruz. Nasıl oluyor da Allah (C.C.), İsa’yı (A.S.) hayatına karşı en küçük bir tehlike belirmesi üzerine, arşa yükseltiyor da, Peygamber Efendimiz (S.A.V.), düşmanları tarafından oradan oraya kovalanırken Allah onu, yıldızlara kadar olsun yükseltmiyor? Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ölmüş ve gömülmüş iken, İsa’nın (A.S.) berhayat ve gökte olduğu fikrine tahammül edemeyiz. Hıristiyanlar karşısında kendimizi aşağılanmış hissederiz.

Fakat Allah’a çok şükür, vaziyet böyle değildir. Gerçekten, Allah Peygamberimize böyle bir muamele yapamazdı ve yapmadı da. Allah bütün hâkimlerin en adaletlisidir. Allah’ın bizzat Kendisi, Peygamber Efendimiz’e “Bütün insanların Efendisi” adını vermiştir. Allah, Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) bu adı verdikten sonra, İsa’ya ondan daha fazla ihtimam ve ilgi gösteremezdi. Allah (C.C.) Efendimizin (S.A.V.) hatırı için, onu küçük düşürmek isteyenlerin dünyasını, altüst etti. Onu küçük düşürmeyi kim tasarladıysa, küçük düşen kendisi oldu. Allah (C.C.) Peygamber Efendimizi (S.A.V.) itibardan düşürüp de, onun düşmanlarına bu suretle sevinme fırsatı verebilir mi?

Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) toprakta gömülü olup da, İsa’nın gökte berhayat bulunduğu fikri karşısında, benim tüylerim ürperiyor. Ben bu fikri hayret verici ve can sıkıcı bulur ve: “Hayır, Allah böyle bir şey yapamaz” derim. Allah (C.C.), Hazreti Muhammed’i (S.A.V.) başkalarından daha fazla sever. Onun ölüp toprağa düşmesine ve İsa’nın göğe çıkmasına Allah (C.C.) müsaade edemezdi. Berhayat kalıp göğe çıkmaya layık bir insan varsa, o da Peygamber Efendimiz (S.A.V.)idi. Eğer O, bütün insanlar gibi ölmüşse, başka peygamberler de aynı şekilde ölmüşlerdir. Efendimizin (S.A.V.) Allah’ın indindeki yüksek mertebe ve mevkiini bildiğimiz halde, Allah’ın ona İsa’dan daha aşağı bir muamele yapabileceğini bir an için bile olsa nasıl düşünebiliriz? Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hicret esnasında Ebu Bekir’in (R.A.) omuzlarına binmeye mecbur kalarak Sevr mağarasına iltica ettiği zaman, Allah onu kurtarmak için meleklerini göndermediği halde, Yahudiler İsa (A.S.) ile çatışmaya başlayınca Allah’ın (C.C.), onu caniyane Yahudi entrikalarından kurtarmak için, göğün dördüncü katına kaldırdığını düşünemeyiz. Uhud Gazvesinde (savaşında) düşman, Peygamber Efendimiz’e hücum ettiği vakit onun etrafında pek az dostu kalmıştı. Allah bu esnada bir melek göndermediği gibi, Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) benzer bir hayal de yaratmadı ve düşmanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.) yerine bu hayale saldırtıp Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.)dişleri yerine hayalin dişlerini kırdırtmadı. Allah düşmanın Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) saldırmasına müsaade etti ve Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ölü gibi yere düştüğü vakit düşmanlar Peygamber Efendimizi öldürdüklerini (hâşâ) sevinç naraları atarak ilan ettiler. Ama İsa (A.S.) meselesinde, Allah en küçük bir ağrı veya sıkıntının bile onu rahatsız etmesine müsaade etmemiş. Yahudiler İsa’yı yakalamayı kararlaştırınca, Allah onu göğe kaldırmış ve onun yerine düşmanlarından birini yakalayıp İsa kılığına sokmuş ve İsa’nın bu düşmanını İsa yerine çarmıha gerdirtmiş!

Bazı insanların neler yapabileceğine şaşmamak mümkün değil. Bir taraftan Peygamber Efendimizi (S.A.V.) çok sevdiklerini iddia ederler; diğer taraftan onu itibardan düşürüp rezil ederler. Bununla da yetinmeyerek daha ileri giderler ve başka birini Peygamber Efendimiz’den (S.A.V.)daha üstün mertebeye yükselten inançları benimsemeyenlere karşı küfür fetvaları çıkarırlar. Acaba küfürden kastettikleri nedir? Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.)rütbece başkalarından üstün olduğunu düşünmek, hakkıyla ona ait olan yüksek manevi rütbe ve mertebeyi ona isnat etmek, bunlar küfür müdür? Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) en yüksek sevgi ve saygı gösterenler kâfir midir? Eğer küfür bu ise, Allah şahidimiz olsun ki, bu küfrü bize kâfir diyenlerin imanından kat kat daha kıymetli sayarız.

Vâdedilen Mesih Mirza Gulam Ahmed Hazretleri Farsça bir şiirinde:

"Bâ d ez Hudâ be ışk-ı Muhammed muhammerem Ger küfr in buved be-Hudâ saht kâfırim”

Yani

“Allah sevgisinden sonra en çok Muhammed sevgisiyle sarhoşum. Eğer bu kâfirlik ise, Allah’a yemin ederim ki ben koyu bir kâfirim”

demek suretiyle bu fikri çok güzel ifade etmiştir. Hepimiz bir gün öleceğiz, Allah’ın huzuruna çıkacağız ve amellerimizin hesabını vereceğiz. İnsanlardan niçin korkumuz olsun? Onlardan bize ne zarar gelebilir? Biz yalnız Allah’tan korkarız ve yalnız O’nu severiz. O’ndan sonra en çok Peygamber Efendimizi (S.A.V.)sever ve ona saygı gösteririz. Peygamber Efendimiz için bu dünyanın izzet ve ikbalini, menfaatlerini ve nimetlerini feda etmemiz gerekirse, buna seve seve katlanırız. Fakat Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.)karşı hürmetsizlik ve riayetsizliğe tahammül edemeyiz. Onun ne kadar kutsal olduğunu, ne derece manevi ilim ve mertebe sahibi olduğunu ve Allah ile ne kadar yakın teması bulunduğunu bildiğimiz için, Allah’ın (C.C.) başka bir insanı veya peygamberi ondan daha fazla sevdiğini bir an için bile düşünemeyiz. Böyle bir düşünceye kapılsak, başkalarından daha ziyade cezaya müstahak oluruz. Peygamber Efendimizi inkâr edenlerin, ona meydan okuduklarını ve göğe çıkmak mucizesini gösterip gösteremeyeceğini ona sorduklarını da çok iyi biliyoruz. Bu inkârcılar şöyle demişlerdi;

“Sen göğe çıkmadıkça sana inanmayacağız ve gökten bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanmayacağız.” [4]

Bu meydan okumaya karşı Peygamber Efendimiz’e, kendisini inkâr edenlerin istediği mucizeyi göstermesi için, Allah tarafından müsaade verilmedi. Bunun yerine, Allah (C.C.) Habibi'ne şunları söyletti: “Bütün zaaf ve kusurlardan münezzeh olan yalnız Rabbimdir. Bana gelince ben sadece bir insanım.” Bununla beraber, ulemanın öğrettiğine göre, İsa (A.S.) düşmanlarının aynı şekilde bir meydan okumasıyla karşılaşınca Allah tarafından göğe kaldırılmış. Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.)meydan okudukları ve göğe çıkmasını talep ettikleri zaman, Allah göğe çıkmanın insanlık ile bağdaşamayacağını bildiriyor. Ama İsa’ya (A.S.) aynı şekilde meydan okudukları vakit, o hiçbir tereddütle karşılaşmaksızın göğe çıkarılıyor. Eğer bu doğru ise, İsa’nın (A.S.) insan değil Allah olduğu (hâşâ) neticesi çıkmaz mı? Böyle saçma bir düşünceden Allah’a sığınırız. Bu düşünce İsa’nın (A.S.) manevi rütbece bizim Peygamberimizden üstün olduğunu ve Allah (C.C.) tarafından daha fazla sevildiğini göstermez mi? Fakat Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) peygamberler mertebeleri sırasında en yüksek olduğunu biliyoruz ve bu durum güneş kadar ayandır. Bunu bildikten sonra, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) göğe çıkmayıp normal şekilde öldüğü ve bu dünyada toprağa gömüldüğü halde, İsa’nın (A.S.) göğe çıkıp bu son iki bin sene hayatta kaldığını nasıl düşünebiliriz?

Şimdi, mesele sadece Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hakkında beslediğimiz hislerin kuvvetli ve samimi oluşundan ibaret değildir. Bu, aynı zamanda onun doğruluğu ve iddialarının gerçekliği meselesidir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.):

“Eğer Musa (A.S.) ve Isa (A.S.) hayatta olsalardı, bana inanmaları ve tabi olmaları gerekirdi” [5] dememiş miydi?

Eğer Hz. İsa (A.S.) hayatta ise, Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.):

“Eğer İsa hayatta olsaydı, bana tâbi olması gerekirdi” yolundaki iddiasını (hâşâ) yalan saymak lazımdır. Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.)sözleri manidar ve açıktır. O “Eğer Musa ve İsa hayatta olsalardı” demişti. Bu “Eğer” kelimesi ikisinin de hayatta olmadığını göstermektedir. Ne Musa (A.S.) hayattadır ne de İsa (A.S.). Bu, Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.)konu ile ilgili olan önemli bir açıklamasıdır. Bu beyanı işittikten sonra, Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.)gerçekten iman eden bir kimse İsa’nın (A.S.) gökte berhayat olduğunu düşünemez. Çünkü eğer İsa hayatta ise, Peygamber Efendimizin (S.A.V.)bu beyanı ve konu hakkındaki bilgisi yalan çıkmış olur. Zira Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.)göre İsa ölmüş değil mi? Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.)başka bir önemli beyanı daha vardır. Son hastalığı esnasında, o, kızı Fatma’ya (R.A.) şöyle demişti:

“Cebrail her sene Kuran’ı bana bir defa tilavet ederdi (okurdu). Bu sene iki defa tilavet etti. Keza, her peygamber selefinin yarı yaşı kadar yaşar diye bana haber verdi ve Meryem oğlu İsa’nın yüz yirmi yıl yaşadığını söyledi. Bundan dolayı, aşağı yukarı altmış yıl yaşayabileceğimi zannediyorum.” [6]

Bu beyan vahiye dayanan bir beyandır. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) kendiliğinden bir şey söylemez, ancak vahiy meleği Cebrail’den aldıklarını bildirir. Beyanın mühim olan yanı Hz. İsa’nın (A.S.) yüz yirmi yıl yaşamış olmasıdır. Yeni Ahdin (İncil) kayıtlarına göre, çarmıha gerilme vakası vuku bulduğu ve Hz. İsa “göğe çıktığı” zaman 32 veya 33 yaşındaydı. Hz. İsa (A.S.) gerçekten göğe çıkmış ise, Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) zamanındaki yaşı 120 değil 600 civarında bulunuyordu. Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) Cebrail’den aldığı bilgi doğru ise, onun en az 300 yıl yaşaması gerekirdi. Fakat sadece altmış üç yıl yaşadı. Mamafih, Cebrail’e göre, Hz. İsa (A.S.) 120 yıl yaşadı. Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.)bu önemli ifadesi ispat ediyor ki, Hz. İsa’nın (A.S.) hayatta olduğunu düşünmek Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) öğrettiğine ve Allah (C.C.) tarafından ona vahyedilene aykırıdır. Buna binaen, Hz. İsa’nın (A.S.) hayatta olduğuna inanmamız için bizi nasıl ikna edebilirler? Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) bize bu kadar açıkça öğrettiği bir şeyi nasıl inkâr edebiliriz? 


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Nisa Suresi; Ayet 173[2] Maide Suresi; Ayet 118

[3] Al-i İmran Suresi; Ayet 56

[4] İsra Suresi; Ayet 94[5] Zurkani; c.VI, s.54[6] Mevahib-üd Dünya, Kastalani; c.1 s.42

[7] Al-i İmran Suresi; Ayet 145

[8] Zümer Suresi; Ayet 31

[9] Buhari; c.2 Menakib-iEbu Bekir Faslı

[10] Tabakat İbn-i Saad, c.3

Kaynak: www.ahmediye.org


Moderatöre Bildir   Logged

aXi
EFSANE
Administrator
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 137
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 1.612



« Yanıtla #6 : Ocak 17, 2010, 05:15:12 ÖS »

savunmalarınız için teşekkürler.....

burada herkes doğru bildiğini hakarete varmayacak şekilde paylaşabilir.

cevabınız arkadaşlarımızın gözünden kaçmış herhalde ..



hz. isanın ölmemiş olması gökyüzünde rızıklandırılıyor olması
Allahu tealanın ilmine ters birşey midir Allah buna kadir değil midir?

Allah onu Katına yükseltti ayetini nasıl anlamalıyız?

peygamberden sonra  kuran inanışını değiştirecek şekilde bir vahiy almak mümkün mü?

böyle bir insana nasıl inanabilirsiniz?

Moderatöre Bildir   Logged

kanki
aday eleştirel haberci
*

Haber puanı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #7 : Ocak 18, 2010, 12:10:52 ÖÖ »

Saygın cevabınız ve sorularınız için teşekkürler. Çok yerinde ve güzel sorular sormuşsunuz. Yazarak izahta zorlanacağız çünkü sorularınız kısaca cevaplanacak gibi değil. O gözle okumanız dileğiyle....

İlk soru:hz. isanın ölmemiş olması gökyüzünde rızıklandırılıyor olması
Allahu tealanın ilmine ters birşey midir Allah buna kadir değil midir?


Bu soruya birçok şekilde cevap verilebilir. Dediğiniz gibi Allah'ın kudreti herşeye yeter. Ancak bizzat Yüce Allah Kuran'da siz benim kanunumu değişmez bulacaksınız diyor. Bu bildiğimiz doğa kanunlarını, etki-tepki kuramını vs. hepsini kapsar. Dolayısıyla insanoğlunun sağ kaldıkça ihtiyaçları vardır. O halde İsa (as) gökte bu ihtiyaçlarını nasıl karşılıyor. Bu konuda düşününce öyle sorular akla gelirki, durumun mantıksızlığı kendiliğinden ortaya çıkar.

Ayrıca bizler Müslümanız Elhamdülillah deriz ama iş gökte yaşamaya gelince insanların en üstünü alemlere rahmet Efendimiz (sav)'e haşa Allah böyle bir ayrıcalık tanımamış onu kara toprağın altına koymuş ama İsa (as) gökte berhayat yaşıyor. Bu bize acı vermeli değilmi? Bu durumda misyonerlere ne cevap vereceksiniz? Onlar bizim peygamberimiz üstün sizde gelin ona inanın dediklerinde ne cevap vereceksiniz?

Konu çok uzun ama yazarak anlatmakda zor. Umarım biraz olsun faydalı olmuştur.

Soru 2: Allah onu Katına yükseltti ayetini nasıl anlamalıyız?

Bu ayette Hz İsa'ya has değildir. Birçok peygamber için benzeri ifadeler kullanılmıştır. Aslolan mana ise makam olarak yükseltilmek manasıdırki bunun da en yücesi Resulullah (sav)İn makamıdır. Hatta ezan duasında da geçer Makamı Mahmud olarak. Ayrıca Maide 117 de açıkça vefat etti denilen birinin bedenen yükseltildiğini ve yaşadığını düşünmeye kalkarsak Kuranın ayetlerinin birbiri ile çeliştiğinide kabul etmek zorunda kalırız.

Soru 3: peygamberden sonra  kuran inanışını değiştirecek şekilde bir vahiy almak mümkün mü?

Kuran son şeriattır ve kıyamete kadar hiçbir vahiy onu değiştiremez. Dolayısıyla vahiy gelmesi mümkündür ancak Resulullah'ın sav getirdiği dini değiştirmek mümkün değildir. Çünkü vahiy demek illada şeriatın değişmesi demek değildir. Meryeme ve Firavunun hanımınada vahyettiğini Kuranda bizzat Allah söylemektedir.

Soru 4: böyle bir insana nasıl inanabilirsiniz?

Sizde bizim gibi bu kişinin yanlışlarını aramak için yola çıkın inceleyin ve her iddiasının doğru olduğunu ve ona tabi olanların manen ilerlediklerini ve kendinizin birşey biliyorum zannedip hiçbirşey bilmeyen cahiller gibi kaldığını hissedince temiz bir kalbede sahipseniz merak etmeyin aynı yollardan sizde geçmek zorunda kalırsınız.

Karşınızda Allahtan geldiğini söyleyen Allah tarafından bizzat görev verildiğini söyleyen biri var. Bu kişi bu iddiasından sonra helak edilmemiş ve 28 yıl yaşamış. O da yetmemiş bugün dünyanın 195 ülkesinde insanlar ona inanıyor ve İslam adına bir birlik oluşturuyorlar. Allah hiç bir yalancıya böyle muamele edermi??


Moderatöre Bildir   Logged

nastenka
video uploader
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 85
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 4.647



« Yanıtla #8 : Ocak 18, 2010, 12:43:30 ÖÖ »

sayın kanki görülüyor ki ayetleri kafanıza göre tevil etmekte hiç bir sakınca görmüyorsunuz. Diyorsunuz ki maşde süresi 117. ayette vefat etti diyor:):)

Aette aynen şöle dior Hz İsa Allahu Tealaya

 117. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. 

Burada olmuş bitmiş bir olaydan bahsedilmiyor aksine sen beni vefat ettireceğin zaman diyor. Bu ilerinin ne zaman oldugu belli değil ki. Hz İsa bunu geleceği bilerek söylemedi ki..

2. si diyorsunuz ki hz İsa gökte nasıl yaşamaya devam ediyor.

bu soruya aslında Allah dilerse olur demek yeter ama bunu suistimal edeceğinizi bildiğim için birkaç örnek vermek istiyorum. Biliyorsunuz ki Hz Adem a.s cennetten çıkarılana kadar dünya dışında cennette yaşıyordu. Siz buna ister gök dersiniz ister başka bir yer. Allahu Teala istediğinde Onu orada yaşatabiliyorsa haşa Hz İsayı gökte yaşatmaya kadir değildmidir. Ayrıca Peyganberimizin Mirac mucizesinde nasıl olduda gökte hayatta kaldığı hakkında yorumunuzu görmek isterim. Bütün bunlara kadir olan rabbimizi isterse Hz İsayı orada yaşatmaya kadir değil midir.

firavunda ömrünün sonuna kadar şaşalı herkes tarafından bilinen olarak yaşadı. Allah dünyada veirken ayırım yapmaz. Zekeriya Beyaza bugün kimler inanmıyor ki:)

Alıntı
ve kendinizin birşey biliyorum zannedip hiçbirşey bilmeyen cahiller gibi kaldığını hissedince

bu sözünüzü aynen size iade ediyorum. Müslüman olan kişi karşıdakine sen bilmiyorsun cahilsin demez. Doğrusunu anlatır kişi yanlışını görür. Cahilliğinin farkına varır.
Moderatöre Bildir   Logged

BU BÖLÜMDEN HABERDAR OLMAK İSTİYORSANIZ.HABERE YORUM YAZIN EN SON GELİŞMELER MAİLİNİZE GELSİN

aXi
EFSANE
Administrator
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 137
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 1.612



« Yanıtla #9 : Ocak 18, 2010, 01:05:59 ÖÖ »

iddia çok büyük ve iddialı cevaplar tatmin edici değil.

inanmak çok zor..
Moderatöre Bildir   Logged

kanki
aday eleştirel haberci
*

Haber puanı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #10 : Ocak 18, 2010, 11:37:52 ÖS »

mesaj yukarda editlenmiştir...
« Son Düzenleme: Ocak 20, 2010, 01:01:30 ÖÖ Gönderen: nastenka » Moderatöre Bildir   Logged

nastenka
video uploader
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 85
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 4.647



« Yanıtla #11 : Ocak 19, 2010, 01:55:32 ÖS »

lütfen konunuzu düzeltin kopyala yapıştır bölümlerde karakter hataları vardır...
Moderatöre Bildir   Logged

BU BÖLÜMDEN HABERDAR OLMAK İSTİYORSANIZ.HABERE YORUM YAZIN EN SON GELİŞMELER MAİLİNİZE GELSİN

kanki
aday eleştirel haberci
*

Haber puanı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #12 : Ocak 20, 2010, 12:59:27 ÖÖ »


MAİDE SURESİ 116 ve 117. AYETLERİNİN MANASI NEDİR?


 Maide suresinde şöyle buyurulmaktadır.: Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, “Beni ve anamı, Allah’tan başka iki tanrı bilin” diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, “Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.
   Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni Vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkiyle görensin.
   Açıklama: Hıristiyanlar: “Biz İsa ve annesini taparız çünkü o bize bunları emretmişti” derler. Allah (c.c.) İsa’ya sordu: Ey İsa sen onlara bunları öğrettin mi?” İsa (a.s.) Cevaben, böyle bir suçlamayı kesin bir dille reddedip, kendisi hayattayken böyle bir inanışın ümmeti içinde bulunmadığını söyler. Ve şöyle der: İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim.” Yani içlerinde iken her peygamberin ümmetini kontrol ettiği gibi ben de ümmetimi kontrol ederdim. Fakat böyle bir inanışla karşılaşmadım. Eğer karşılaşmış olsaydım bu bozuk inanışı düzeltirdim.
   Sonra sen beni “teveffi” ettin yani beni vefat ettirdin. Ve bu teveffi ile birlikte ben onlardan ayrıldım. Böylelikle ümmetim benim kontrolümden çıkıp senin kontrolüne geçti. O günden beri üzerlerine kontrolcü yalnızca sensin.

Delil no.1:
Bu ayet-i kerimesinde İsa (a.s.) İki devirden bahsetmektedir; birincisi ümmetinin içinde bulunduğu dönem ki bu “mâ dümtü fihim ” kelimelerinden anlaşılmaktadır. Bundan sonra ikinci dönem başlar yani İsa’nın ümmeti içinde bulunmadığı dönem ki bu “künte enterrakıbe aleyhim ” kelimelerinden anlaşılmaktadır. Peki bu iki dönemi bir birinden ayırdı eden hadise nedir? Ayet-i kerim’e göre birinci dönemi sona erdiren ve ikinci dönemi başlatan hadise “felemmâ teveffeteni ” şeklinde vuku bulunan hadisedir. Yani İsa’nın ümmetinden ayrılışı teveffi (vefat) ile olmuştur.
Peki İsa (a.s.) Kuran-ı Kerim indiğinde ümmeti içinde mevcut mıydı değil mıydı? Tabii ki İsa ümmeti içinde değildi. Nitekim o vefat etmiştir. Çünkü Kuran-ı Kerim onun ümmetinden ayrılışı döneminin teveffi ile (vefat ile) başladığını söyler.

Delil no.2.
   Bu ayete göre teslis  inancı İsa  hayattayken yoktu. Nitekim İsa (a.s.) Vefatından önceki döneme kadar böyle bir inanışın bulunmadığını söyleyip vefatından sonraki dönemde böyle bir inanış yayıldığı ise ondan habersiz olduğunu söylemektedir. 
   Peki Kuran-ı Kerim indiğinde, Hıristiyanlar arasında teslis inancı var mıydı yok muydu? Kuran-ı Kerim böyle bir inanışın var olduğundan bahseder   ve Hıristiyanların bu inanışla küfre düştüğünü beyan eder.
   Kısacası Kuran’ın ifadelerine göre, Kuran indiği vakit Hıristiyanlar teslis inancına sahip idiler ve söz konusu ayetin ifadesine göre teslis inancı yayıldığı zaman Hz. İsa (a.s.) Vefat etmişti.

Teveffi Kelimesi ve Arap Dili
Teveffi Kelimesi Tefa’ul Babından olup mastar hükmündedir. Kuran-ı Kerim’de bu kelime yirmi beş yerde kullanılmıştır. İki yerde İsa için ve yirmi üç yerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Dahil olmak üzere diğer insanlar için. Tefa’ul babından mastar olan bu kelime, çeşitli zaman çekimleri halinde çeşitli ayetlerde geçmektedir.
Allah özne ve insan nesne olduğu zaman Kuran-ı Kerim’in her yerinde bu kelime sadece ruhun alınması için kullanılmıştır. Hiçbir zaman cismin alınması veya ruh ile cisim her ikisinin birden alınması manasında kullanılmamıştır. Ayrıca bu kelimenin Arapça kullanılışında böyle bir mana yoktur. Teveffinin bu şekildeki kullanılışının bir tek manası vardır o da, Allah’ın veya meleklerin bir insanın ruhunu almasıdır.
   Nitekim bu kelime tefa’ul babından türediği zaman, Allah veya melekler özne ve insan nesne olduğu takdirde bunun ölümden başka manası yoktur. Sadece eğer bir ayette teveffi kelimesiyle birlikte leyl (gece) veya menâm (uyku) kelimeleri geçerse orada  ruhun alınması uyku halinde olur. Söz konusu metinde bu iki kelimeden biri mevcut değilse manası sadece ölümdür.
   Tartışma konusu olan iki yer dışında, Kur’an-ı Kerim’in yirmi üç yerinde teveffi kelimesi kullanılmıştır. Kuran-ı Kerim istisnasız bu kelimeyi ruhun alınması için kullanmaktadır. Bir kimse bu kelimenin cismiyle birlikte bir insanın göğe çıkarılması için de kullanılabileceği iddia ediyorsa, ona düşen teveffi kelimesinin bu manada kullanıldığını ispatlamaktır.
Kuran-ı Kerim'in  yirmi üç ayetinde tartışma konusu olan teveffi kelimesi kullanılmıştır. Allah c.c. Bu kelimeyi her yerde istisnasız olarak ruhun alınması için kullanmaktadır, tersini söyleyen iddiasını ispatlamak zorundadır.
Teveffi kelimesinin geçtiği yerler şunlardır:   
1.   Vellezine yüteveffevne minküm:  Sizden ölenlerin (teveffi edilenlerin) geride bıraktıkları eşleri.
2.   Vellazine yüteveffevne minküm:  Sizden ölenlerin (teveffi edilenlerin) geride bıraktıkları eşleri.
3.   Teveffenâ meal ebrâr: Bizi iyilerle beraber vefat (teveffi) ettir.
4.   Hatta yeteveffahunne-l mevt: O kadınları (teveffi) ölüm alıp götürünceye kadar.
5.   İnnellezine teveffahumu-l melâiketü: Melekler canlarını alırken (teveffi ederlerken).
6.   Hatta izâ cââ ehadekümü-l mevtü teveffethu rusülünâ:Nihayet birinize ölüm geldiği zaman elçilerimiz (meleklerimiz) onu canını alırlar (teveffi ettirirler).
7.   Hattâ izâ câethüm rüsülünâ yeteveffevnehüm: Sonra elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken (onları teveffi ederlerken).
8.   Teveffenâ müslimin: Biz itaatkâr iken canımızı al (bizi teveffi ettir).
9.   Neteveffeyenneke:  Seni öldürürsek (seni teveffi ettirirsek).
10.   Neteveffeyenneke:  Seni öldürürsek (seni teveffi ettirirsek).
11.   Teveffenî müslimen: Ben itaatkâr iken beni öldür (beni teveffi ettir).
12.   Ellezine teveffâhümü-l melâiketü: Meleklerin canlarını aldıkları kimseler (melekler tarafından teveffi ettirilen kimseler).
13.   Ellezine teteveffahümü-l melâikatü: Meleklerin canlarını aldıkları kimseler (melekler tarafından teveffi ettirilen kimseler).
14.   Sümme yeteveffaküm: Sonra (Allah) sizi vefat ettirecek (sizi teveffi edecek).
15.   Minküm men yüteveffa: İçinizde kimi vefat eder (teveffi olur).
16.   Kul yeteveffaküm melekülmevt: De ki, ölüm meleği canınızı alacak (sizi teveffi ettirecek).
17.   Yeteveffel enfüse hîne mevtihâ: Allah birinin ölümü geldiği zaman canını alır (onu teveffi ettirir).
18.   Minküm men yüteveffa min kablü: İçinizden (bu aşamalara geçmeden) önce vefat edenler (teveffi olanlar) de vardır.
19.   Neteveffeyenneke: (Ey peygamber! Yahut) seni daha önce vefat ettiririz(teveffi ettiririz).
20.   İzâ teveffethümü-l melâikatü: Melekler canlarını alırken (teveffi ederlerken)
21.   Yeteveffaküm billeyl: Geceleyin sizi öldüren (sizi teveffi eden).
22.   İz yeteveffellezîne keferu’l meleâiketü: Melekler kafirlerin canlarını alırken (teveffi ederlerken).
23.   Velâkin a’büdü’llahellezî yeteveffâküm: Fakat ben sizi öldürecek olan (sizi teveffi eden) Allah’a kulluk ederim.

Görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’in her yerinde teveffi kelimesinin bir tek manası “ruhun alınması”dır. Bu kelime çeşitli insanlar için geçtiği gibi Hz. Resulüllah(s.a.v.) İçin de geçmiş bulunuyor. Teveffi kelimesi herkes için “ölüm” diye çevriliyorken neden İsa için cismi ve ruhu ile birlikte göğe kaldırıldığı vb. Şeklinde çevriliyor. Bunun delili nedir? Bilindiği gibi bir kelimenin manası ancak muhatabın cinsi değiştiği zaman değişir. Mesela: İnsan sabır eder. Yani başına bir şey geldiği zaman ona karşı direnir. Şimdi Allah’ın bir ismi de “Sabır eden”dir. Halbuki Allah’ın başına hiçbir şey gelmez. Nitekim Allah için sabır kelimesinin manası değişir. Çünkü O insan değildir. Şimdi peygamberler dahil olmak üzere her insan için teveffi kelimesinin bir tek “ölüm” manasına geldiğini söyleyenler. İsa (a.s.) Söz konusu olunca bütün insanlar arasından sadece onun için “teveffi”nin manasını değiştirirler. Böyle bir uygulama Hıristiyanların İsa hakkındaki tezini destekler ve iddia ettikleri gibi İsa’nın peygamber değil peygamberler üstü bir varlık olduğunu ispatlar.


Teveffinin Manasıyla İlgili Hodri Meydan

Mirza Gulam Ahmed Kadiyani Hazretleri muhaliflerine "teveffi" kelimesinin anlamı hususunda meydan okudu, hodri meydan dedi ve İzale-i Evham isimli kitabında şöyle seslendi: "Allah (C.C.) fail (özne) olup "teveffi" kelimesini insan için kullandığı taktirde, eğer bir kimse bu kelimeyi anlam açısından Kur'an-ı Kerim, Hadis-i Nebeviye, eski veya yeni Arapça şiir, kaside, nazım ve nesrinin herhangi bir yerinde ruhun alınması ve vefat ettirmekten başka herhangi bir anlamda   -mesela cismin alınması- kullanıldığını gösterirse, Allah (C.C.) adına yemin ederim ki ben bir parça mülkiyetimi satarak ona bin rupi nakit ödeyeceğim. Ayrıca o kimsenin çok derin, Kur'an ve Hadis bilgini olduğunu kabul edeceğim."
Vadedilen Mesih’in bu ifadesi 1891 senesine aittir. O günden bugüne hiçbir er ortaya çıkıp bunun tersini ispatlayamamıştır.
“İsa'nın nüzulü" hususunda ise Kitab-ül Beriye isimli eserinde şöyle dedi: "Onlara: İsa'nın maddi bedeniyle göğe kaldırıldığına dair deliliniz nedir?" Diye sorulunca ne bir tek ayet, ne de bir tek Hadis gösterebilirler. Hadislerde "nüzul" kelimesi bulunmaktadır. Ama onlar, kendiliklerinden nüzul kelimesine "gök" kelimesini ilave ederler ve böylece halkı kandırırlar. Unutulmamalıdır ki hiçbir merfu müttasil hadiste "gök" kelimesi yoktur. Ayrıca Arapça'da nüzul kelimesi misafir için kullanılır ve misafire nezil denilir....
Müslümanlar bütün İslâm fırkalarının hadis kitaplarını inceleye dursunlar, İsa'nın (a.s.) Bir zaman maddi bedeniyle göğe çıktığını ve sonra başka bir zaman (gökten) yeryüzüne geri döneceğini beyan eden, ister sahih ister vaz'i (uyduruk) olsun bir tek hadis bile bulamayacaklardır. Eğer bir kimse böyle bir hadis gösterirse, ben ona yirmi bin rupi ödül vereceğim. Ayrıca tövbe edip bütün kitaplarımı yakacağım."



Teveffi Kelimesi ve Resulüllah’ın Açıklaması:
İmam Buhari Kitabu’t Tefsir’de, teveffi kelimesinin manasını açıklamak için Resulüllah’tan aşağıdaki hadis nakletmiştir:
"Kıyamet gününde ümmetimden bir takım adamlar getirilir de onlar tutulup sol tarafa götürülürler. Ben hemen: Ya Rab! Onlar benim arkadaşlarımdır, derim. Bana: Şüphesiz sen, onların senin ardından dinde ne bid’atler çıkardıklarını bilmiyorsun, denilir. Buna cevaben ben de, Allah’ın salih kulunun (Meryem oğlu İsa’nın) dediği gibi söylerim: Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine kontrolcü idim. Fakat Sen beni vefat ettirip içlerinden alınca, üstlerine görüp gözetici yalnız Sen oldun... Derim.
Görüldüğü gibi Allah huzurunda Hz. Resulüllah’ın ifadesi kelimesi kelimesi Hz. İsa’nın (a.s.) İfadesidir. Bu hadis İsa ve Resulüllah arasında şu benzerlikler anlatmaktadır.
1.Bir zamanlar Hz. Resulüllah ümmetinin içindeydi. Aynen böyle bir zamanlar Hz. İsa da ümmetinin içindeydi.
2. Hz. Resulüllah ümmetinin içindeyken hiçbir fitne ve inanç bozukluğu yoktu. Aynen böyle İsa da ümmetinin içindeyken Hıristiyanlarda  da hiçbir inanç bozukluğu yoktu.
3. Hz. Resulüllah (s.a.v.) Teveffi (vefat) edilince ümmetinden ayrıldı. Aynen böyle İsa da teveffi (vefat) edilince ümmetinden ayrıldı.
4. Hz. Resulüllah (s.a.v.) Teveffi (vefat) edildikten sonra, ümmeti içinde bozulmalar başladı. Aynen böyle İsa teveffi (vefat) edildikten sonra Hıristiyanlar arasında bozulmalar başladı.
5. Hz. Resulüllah ümmetinden teveffi (vefat) ile ayrıldıktan sonra ümmeti üzerinde onun kontrolcülüğü kıyamete kadar sona erdi. Ümmetini gözetleyen artık sadece Allah oldu. Aynen böyle İsa teveffi (vefat) ile ümmetinden ayrıldıktan sonra Hıristiyanlar üzerinde onun kontrolcülüğü kıyamete kadar sonra erdi. Artık ümmetini gözetleyen yalnızca Allah oldu.

İmam Buhari ve Teveffi Kelimesi
 İmam Buhari, kitabu’t tefsirde teveffi kelimesinin manasını vefat olarak ibn-i Abbas’tan açıkça yazmıştır. Nitekim o şöyle der: Hz.İbn Abbas diyor ki: “müteveffike” kelimesi “seni öldüreceğim” manasındadır.  İmam Buhari bu kadarla da yetinmeyip, şüpheye mahal vermeyecek şekilde teveffi kelimesinin bu ayette ölüm manasına geldiğini beyan etmiştir. Bunu ispatlamak için bu ayeti tefsir ederken yukarıda beyan edilen Resulüllah’ın hadisini getirmiştir. Böylelikle o teveffi kelimesinin hangi manaya geldiğini, Hz. Resulüllah’ın teveffi kelimesinden ne anladığını, Hz. İsa ve Resulüllah’ın teveffi şekillerinin aynı olduğunu,  ayrıca İsa’nın vefat meselesinde kendi görüşünü ortaya koymuştur.
Moderatöre Bildir   Logged

nastenka
video uploader
eleştirel haber müdürü
*****

Haber puanı 85
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 4.647



« Yanıtla #13 : Ocak 20, 2010, 01:10:17 ÖÖ »

Diyanet Meali

117. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.

Abdulbaki Gökpınarlı Meali

117. Onlara, ancak bana emrettiğini söyledim, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin dedim. İçlerinde bulundukça gözetirdim, korurdum onları, fakat beni aldıktan sonra onların ne yaptıklarını sen gördün ve sen her şeye hakkıyla tanıksın.

Ali Bulaç meali

117. 'Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın.”

Diyanet eski Meali

116,117. Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."

Edip Yüksel Meali

117. "Ben onlara 'Rabbim ve Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk edin' diye bana emrettiğinden başkasını demedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara tanıktım. Canımı aldıktan sonra ise sen onların üzerine gözetleyici oldun. Sen her şeye Tanıksın."

Elmalılı Meali

117. "Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.

Ömer Nasuhi Bilmen Meali

117. «Ben onlara senin bana emrettiğinden başkasını söylemedim, benim ve sizin Rabbimiz olan Allah Teâlâ'ya ibadet ediniz, dedim. Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim, Vaktâ ki beni aldın, onların üzerlerine murakıp ancak Sen oldun ve Sen herşey üzerine tamamıyla şahitsin.»

Muhamed esed meali

117. Ben onlara [söylememi] emrettiğin şeyden başkasını söylemedim: ‘Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz [olan] Allah'a kulluk edin’ (dedim). Ve onların arasında yaşadığım sürece yaptıklarına şahitlik ettim: Ama Sen bana ölümü verdikten sonra onların koruyucusu yalnız Sen oldun: 140 Zaten Sen her şeye şahitsin.
Moderatöre Bildir   Logged

BU BÖLÜMDEN HABERDAR OLMAK İSTİYORSANIZ.HABERE YORUM YAZIN EN SON GELİŞMELER MAİLİNİZE GELSİN

kanki
aday eleştirel haberci
*

Haber puanı 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #14 : Ocak 20, 2010, 01:20:21 ÖÖ »

lütfen tartısma şeklinde olan konuları abartılı uzun cevaplar yazmayın. Eğer bunları yazmak istiyorsanız tek seferde göndermek yerine parçalara ayırarark gönderiniz. Site alt yapısı bundan ciddi zarar göryor...

edit nastenka
« Son Düzenleme: Ocak 20, 2010, 01:32:05 ÖÖ Gönderen: nastenka » Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] 2  Hepsi   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 3 © Bloc