YEDİ GÜZEL ADAM ŞİİRİ
I
Bu insanlar dev midir Yatak görmemiş gövde midir
bir yara açar boyunlarında Kolkola durup bağırdıklarında
- Yar kubanın olam Dağlar önüme durmuş Ki dağlanam
Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden Durdular ite çakala karşı yarin kapısında
1. Yedi adam biri bir gün bir kan gördü gereğini belledi yari asla koynuna Ayırmaz kanı yanından Beyaz haberlerim var kardeşlerim - Bir güzel ince gelin Kabartır göğsünü toz duman içinde gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde İçerlerden bir taşlı tarladan Kaynayan nehrin gözünde unutmuş gelin alınlığını Avuçları sıcacık yumulu bedenine dayalı Kalın bilekli badem topuklu Seyirtir o ince gelin g r e v l i'lere şifalar götürmek için
Beyaz haberlerim var kardeşlerim - Gölgesiz meydanlara aklı yağmalayanlar arasından yayılırsa karanlık fısıltılar ya da güzel dışlı yapay çiçekleri Muhtemel bir genç kızın Başına atılırsa
yedi adamdan biri Bir gün bir kan göreni Kabukları soyulmuş Taze devrilmiş bir ağaç gibi Çeker çıkarır kendi kadınlarından Fırlar yataklarından tatlı uykudan Çıplak yalın ve güzel adaleli O er alarak Seyirtir danseder gibi - Önce sağlam olmalı arkam O ince gelin Berilir hemen ardında erin 1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi
G i d i y o r dansöz gibi Yere ve göğe açık avucunda o kan O işlem onda güvercin ve sevap Onlarda en ağrımalı yara Ve yollanıyor o güvercin onlara Güvercin değişiyor gittikçe ondan Güvercin değişiyor vardıkça onlara + ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek +
Yedi adam artık bir kan göreni Varıyor dengede Kuğu gibi sarkıyor onlara akıyor onlara şiirler söylüyor ve mısralarında işlek çelik kümeleri ve kalkıyor her bir ulaşmasında iki yanında sülüs ve vav gibi bir vuruşta öldüren elleri -Karanfil serpercesine Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara
-Güzelin düşmanı güzel olur güzelin yari güzel olur
O varıyor tüm meydanlara Kanı okşayarak ve kabartarak
Kanı okşa ve kabart Ve sonra sabah kahvaltısında İçinden geçirmekle varsın sofrana Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı Gürbüz bir yumurta
II.
Yedi adam biri bir gün bir aşk gördü gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından
Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim
Daha ne kadar saklanabilirdik seninle: Yaylalardan nasıl geçtik Çobanlara yetişemedik ama uzaktan zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan Ne bilge sözler dinledik Sığındığımız Ve içinde saçlarımız göle girmiş gibi ıslanan O dev O kabul eden O izin veren mağaralar Yine açık yine buyur'lu çekildi üstümüzden. - Çalıların Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere
Güneşi tez gördük dağlarda Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda
O gün gezdim seni elllerimle
Söyledin: Geniş vuruyor yüreğin
Ülkeye tez giden ayaklarımla varıyorum Kanım temizliği seven bir kola atılıyor durmadan Yıkanmış güneşte yeni kurumuş çarşaflar gibi Serin ve ürpertici gövden Yaklaşmaktasın ve / çok yakınıma taşıdığım / güller Sana canı gönülden aşık oldum meleğim Kollarına gümüş bilezikler düşündüm Dostlar buldukça onlara Kalın kaşlarını övdüm
Güzeldin Gövden gerilmiş devinmekteydi Bir tobloda gibi her bakmaya değişen Karanlık anlamlardan arınan yüzünle Hakkı verilmiş Zehirleri alınmış kazanlarda Demirle birlikte çeliğe koşmaktaydın Ve döllenmekteydin mengenelerle kucaklanarak
İşçi eğilir bükülür ve doğrulur Köylü bükülür doğrulur eğilirken İnsan iyi maden kuyumcuda
Güzeldin / Gövden Yeni bir iklim gibi yayılmaktaydı karalara Ağaçlar,kırlardaki hayvanlar kasabadaki insanlarca İşte davetliydin Acıktık bıçaklarına kanımızı gütmekteymişin gibi Gelip acı sözlerin için Bir çekmece koydun yaralarımıza
Ve ellerin uçuşan yapraklar gibi Brden Nasıl yalnız olduğumu anladım Kimseler yoktu ikimizden başka birbirine bakan
Susuyor sessizce Aşkla ilerliyorum Milletim bileniyorum Devirmeye
Devirmeye safrası beynimi üleşen Elleri karımın üstünde birleşenleri
Bundan böyle yekinmeye hevesli yüreğim / sanatsever halkımıza duyrulur / Aklım eski izlerde şimdi İz demek Bir geniş Bir kendine dönük bir en ileriye Yol demek
Usulca kalkıp gidene: Dur Ki çevrileceksin
Toydun cesurdun Gençtin atıldıın Bilmezdin atıldın Kabuğu oydun oydun Kabukta kaldın
Sis iner örter mermeri ağacı binayı
Sis kalkar kalkmaz Gürünür mermer Ağaç ve dev
Bu adamlar dev midir Yatak özlemez gövde midir Gül açar boyunlarında Kolkola durup bağırdıklarında Bomba düşmüş gibi deprenir toprak Konuştuklarında
- Yar kurbanın olam dola yaşmağını bileğime Ki düşmanı güzel vuram
Çekip mavzerler çıkardılar oyluk etlerinde Durdular ite çakala karşı yarin kapısında
III
Yedi adam biri bir gün bir yar gördü gereğini belledi yari asla koynuna Ayırmaz yari yanından
Alev gerekli kentliye Bu ısıtma devleri kentte bir an önce inmeli oğlum / bütün gün badem çırptım üzümün tehini armudun çürüğünü ayıkladım uykuya geç vardım yatağın içine elimi daha yeni koydum rahatıma doymadım ama../
ÜMMETİ GÖZETMEM GEREKLİ Ben seni beyaz haber ustası Olasın DİYE boğmadım - DOĞURDUM
Beyaz haberlerim için hazır olun kardeşlerim
Anam su döküyor ellerime Bedenim hızla kaçıyor Gözlerime toprak atan uykudan Suyu çarptıkça yüzüme ve gözlerim yalnız Yanıyorlar
Yemi torbanın dibine gelince beygir İri saman saplarının arasından İri etli dudaklarına Küçük zor bulunan arpaları topluyor
Bir parça daha yükselen bir parça küçülen Bir parça daha uzak duran yıldız Beygir ve yanında duran semeri Evin gerisinde yığınla odun - badem dalları Ve kuru alıç kökleri Ve ben o zaman bilmezdim halka Ateş gerektiğini Çalışır gün boyu kuru ağaçları devirir Badem çırpar budardım yaban çalıları
Gün tepeme değsin öğleye durayım
Gün tepene değsin öğleye durasın Kökleri hem derinleri hem sığları sarmış Durmaksızın nimet devşiren Ceviz ağacının altında.- Öğleye durmayı Hiç düşündüm mü ağaç neden hayvan değil: Çünkü kan'dır hayvan Damardır ağaç
O ceviz ağacının altında Dallarına ve köklerine Bir öz su damarı gibi bağlanarak Onlar ve ağaçlar Toprak ve kalbinden doyurduğu hayvanlar İşitmişler bakın onlarla Onlar ve yapraklar geniş bir ağızla üfürülüyormuş gibi kımıldamaya başladılar
Onlar ve tüfeğimi doğrulttuğum kuşlar Şimdi öldürme vaktim değil
Baaşıma omuzlarıma konun Dudaklarımdan ve kalbimden dinleyin / İşte bakın ekmek böyle tutulur / Öğleye durarak bağlıyorum bu tepeleri O tepelere
Eğlenme doğada - kentte bu gece ışıklar yanmadı Damlardan Çorba dumanı yükselmemekte Yufka ekmeği Toprak ve ağaç kokulu ellerimle / İşte bakın ekmek böyle tutulur / Şu en artist Ve lokmayı taşıyan parmakların ucunda Pıt pıt bir damar gibi atan Yemin ve billah Sıcak bulgur aşının kalbidir
Dedim çünkü kalk Yoksa sütüm helal olamaz
Düşündüm sol kolları kesik insanların Ne denli mahir olduklarını sağ kollarında
Beyaz haberlerim için toplanın kardeşlerim
- Adım Mustafa ve Niyazi ve Abdurrahman
Kafkas yaylalarında çadırlarımın Sürülerimin ocak taşlarımın İzleri vardır / doğup yürümeye başlayınca Çıplak basmıştım toprağa /
Yine de ana'vazım duymasam hiç uyanmam Bedenim öylesine yorgun babam öylesine ölü Ölü gibi kımıldamıyor dedem Sini belli kendi belli değil Ne bir hak torunlarında ne yaşayan bir arzusu
Ellerim yumruk dizlerimin arasında(tam üç yüz yıl) Etim etimin sızısını alsın diye
Kalk çünkü sabah yıldızı Bir mızrak boyu yükseldi + iri ve zeki uçları nemli bir göz gibi +
IV
Yedi adam biri bir gün bir bela gördü gereğini belledi Yalvarsa evleri harap kadınlar ve ağlayan bir kaç çocuk Kamalar salınsa karnına ayrılmaz belalı yanından
Haberime kulak asmayıp - Duymadık Demeyesiniz kardeşlerim
Ülkem bugün Yariyle buluşmuş gizlilerde Tepeden tırnağa yeni yıkanmış Ve örtüler içinde Göz kapakları kale kapıları Gibi örtülü Yassı gözlü kabarık alınlı Kalbine ve beline zengin Düzgün bedenli bol saçlı erkekler gibi
Ülkem Tepeden eteğe yıkanmak için Aşıdan sonra paklanan Ovalara yayılmış kadınlar Evi uçsuz bir yol gibi bekleyen Yavruya verilecek süt gibi En sıcak yerinde bekleten O kadınlar gibi ülkem
- Yürürüm bayırlarda Gücüm ne merkezde tartmak için Kulak verir Dinlerim ağacı
Geçerken beton döşeli apartman kaykılı toprakta Sesim nasıl etkili yoklamak için Durdurur sorarım kentliyi Ne haber böyle : Nereye :
Bela üreten elim Nasıl davranır belalar içinde Sınamak için Uzanır okşarım saçlarını ey yarim Bakarım aşık ve hoyrat ellerime
Bir gün sapsarı kesildim Öyle bir tabiat vardı ki gövdemde İnsanları görmezdim bile yanımdan Bir hava bulutu gibi geçerlerdi İçimden Gidip dağlara Kafa tutmak gelirdi
Bir gün ben İri ve kaslı gövdem Sapsarı kesildim Hali harap bir dev çıktı önüme Gözlerini öyle açtı ki yüzüme ve ağlamış Sonra söyleştik
Bu bir nöbet devriydi kardeşlerim
Bizimle aşkta olanların Eline su döksünler Çadırlarının önüne o küçücük kilimleri sersinler
V
Yedi güzel adam Biri bir gün bir dağ gördü Gereğini belledi. Ki o dağ Ağaçsız ve yalnız Gökle alıp veriyordu. Rüzgarla ürperir gibi olurdu Beygirin derisi nasıl ürperirse boydan boya Dokununca. Yılanla akreple kertenkele Tavşan keklik kurtla Onlarla Hayvanlarla kımıldanırdıı
Dağ bu Serpilmiş atılmış yer kapmış başa kuruluş.Böbürlenmeden iri kendiliğinden koca
Dağ bu Devir. söz gelsin. kervan devri Eteğinde ipek yolu zencefil yolu Kara ve beyaz yolu zenci. Develer İçerek karınlarından tüylerinden geçirerek Dağı yiyerek. söz gelsin. beslenirlerdi
Dağ bu Devir kuş devri Geçerdi kartal
İşte o kartal Renksiz ısıvermeden Ürkmeden ürkütmeden Kendinden geçerek süzülür Dikine batar dikine çıkar Coştumu Vurur kendini dağa - ölürdü parçalanarak
Dağ bu Devir aslan devri Yer yer toplaşarak erkekli dişili Sık sık oynaşarak
Devir insan devri Geçti geçti İnsan geçti Et geçti kan geçti Göz geçti Gelenler Yeni gelen yeniden sonradan gelen Geçti geçti
Dağ bu Yılanla kımıldanırdı Yılanla kımıldanırdı
Yedi güzel adamdan biri Bir gün bir dağ göreni Durdu sevmeden bilmeden devinirken Durdu durdu seyreyledi
Sordu : dağ nicesin günde mi gecede misin geçmişte şimdide yoksa gelecek bir düşte misiin
Dağ serpildi Atıldı yeniden yer tuttu İlk kez yılanla kıpırdanmadı
Gözü görür görmez Dağa göçtü güzel adam Eteğinden yukarıya üç gün Yürüdü.Bir yılda dolandı Çevresini.Eğlenerek kayalarda geceleri Yürüdü günde ve bir kuş gibi Görerek de
Durmadan dolandı dağın çevresini Artık dağ yılanla kımmıldamadı Kımıldardı onunla
Hırçındı adam hep hırsla Yaralıymışca inlerdi Yüzü durgun gözler duru berrak Hırslanırdı ayağıyla - avuçlarından ter akar Omuzlarını burardı
Ola ki anlatsa dağ Der hırçındı adam ince bilekli Azgıın topuklu İnce uzun parmaklı karınsız Karşı koyan omuzlu Yerken güzel yer doymadan kalkar Oturarak ve hayvanlardan bile Gizlenerek işerdi
Adam hırçındı - saçları uysal akardı Rüzgarla kardı Esinti olmadan zaten akmaktaydı Uzun boylu değildi Ama kendinden uzunu yoktu - yalnızdı
Geçince önünden mağaralardan kuş tavşan kurt yavrusu Dağa vururlardı Serçe tohum düşürürdü ağzından Tavşan yeşerince onu Yerdi kökünden
Ot üremedi Ağaç üremedi
Dağ ağaçsız ve yalnızca Gökle alıp veriyorrdu Adam küçük bir kaya düzlüğünde Toprakta mağra içinde mağara kapısında Kaynak başında kuru yamaçta Dururdu Eğilip alnını Yaydıkça yere iki elinin arasına Göğsü çatırdayarak eğilir Parçalanarak doğruldukça Dağ cezbelenir En yüksek zirvesini kayalı alnını Yamaçlar yamaçlara yayılan yüzünü Adam eğilip koydukça yüzünü toprağa Eğilip koyacak yer arardı
Dağ cezbelenince Doğrulup eğildikce Ovaya bir anda Kentler serilir Yollar fabrika çevrekleri bentler
Yedi adamdan biri Bir gün bir dağ göreni Yeni bir soluk çekti içine Deeğişti aynı kalarak İndi kente Dağıyla Esen başı
Serin başı geniş kollarıyla Gözleri yüzünü kaplıyacak gibi büyüyerek Ve şakaklarında Avuçlarının arasında güçlükle tuttuğu Bir şey duruyordu
Yedi adamdan bir dağ göreni
Buyruğu dağa diyeni
Dağdann buyrukla kente ineni
Suları yürüyerek geçeni
Çekip mavzerini çıkardı oyluk etinden
Durdu yarin kapısında
Cahit Zarifoğlu
 |
ver@
Haziran 30, 2010, 05:36:57 ÖS |
|
|
|
|
|